KURBAN POLEMİĞİ  

Yazan by: İpek

Yarın bilindiği üzere Müslüman âleminin bayramı… Hal böyle olunca da canım ülkemin insanları, birden üç gruba ayrılıyor. Hemen kelimeler masatta bilenip, sadırı pozüsyonuna geçiliyor. Tabi bu saldırılar sözlü ve yazılı olduğundan daha fazla kişiye hitap ediyor ve daha fazla yandaş topluyor.

Bu üç gruptan ilki, vacip olan ( Bazı ulemalar sünnet olduğunu söylemekte. Onlar bunu düşüne dursun, biz yazımıza dönelim.) dini vecibelerini yerine getiren kişilerdir. “Kurbanı kimler kesmeli kimler kesmemeli?” sorusunun cevabını verecek değilim. Teknoloji çağında yaşadığımıza göre internetten istediğiniz gibi öğrenirsiniz. Bu vecibe, belayı def etmek veya “Bakın ben çok zenginim!” şeklindeki düşüncelerle kesilmez. İslamiyet’te yapılan her vecibe Allah rızası gütmektedir. Yapılan her şey niyetin saflığıyla alakalı olarak değer kazanır. Sevabının da günahının da sorumlusu olan bu vecibeyi yerine getiren kişidir. Kısacası İslamiyet’te nasıl kesim yapılacağı anlatılmıştır. Buna uymadığı takdirde, bedelini de kişi kendi çeker.

Gelelim ikinci grubumuza… Bu grup, kurban veya başka bir ad altında hiçbir şekilde hayvan kesimini veya işkence görmesini onaylamaz. Yaşamda kesin bir duruşları vardır. Hayvan kesimi onlar için katilliktir. Böceğinden tutun da büyük baş hayvanına kadar hepsinin haklarını sonuna kadar savunur. Hayata bakışları, yaşam felsefeleri bu yöndedir. Benim derdim zaten bu iki grupla değil, biraz sonra yazacağım üçüncü grupla…

Evet, şimdi “esas oğlan” bölümüne geçelim. Üzerinde hassasiyetle duracağım üçüncü grup üyeleri ise etçil olup sırf muhalefet olsun diye karşı çıkanlardan oluşmaktadır. Et yemek, onlar için protein ihtiyaçlarını karşılamak demektir. Hatta bazıları ise etin nasıl pişirilmesi gerektiğini bilecek kadar ustadır. Kahvaltılarında sucuk, sosis, pastırma vb et ürünleri olmadan masaya bile oturmazlar. En koyu sohbetlerini mangal başında yapıp, dünya meselelerini hallederler. Bir günde milyonlarca balık katledildiğinde akıllarına ilk gelen “rakı ve balık” olur. En güzel entelektüel sohbetler ise bu sofrada yapılır. Hele biraz da çakır keyif olundu mu değmeyin keyiflerine. Hararetle “İslam” tartışmalarına başlayıverir. Yılbaşı geldiğinde en semiz hindi aranır. Ya da gidilmeyi planlanan eğlence yerinde, sıcak yemeklerde etin ne olduğu özenle araştırılır.

Bu arada Hıristiyan âleminde de yılbaşı, kutsal gün sayılmaktadır. Bizdeki kurban ritüeli gibi onların da yemek masalarını domuz eti ve hindi süslemektedir. Domuz ve hindi, neredeyse her evde görülen ana menüdür. Ve şimdiye kadar da "Domuz katli yapıldı!" diyen bir kişi bile bu olayı sorgulamamıştır. Zaten domuz da hayvan değildir. Sadece fotosentez yapan bir bitkidir.

Tatil boyunca nasıl balık avladıklarını veya dağlarda ava çıktıklarını anlatırlar. Canım, biri olta diğeri silah… Bıçakla kesmeye benzemez. Öyle değil mi? En önemli savunmalarından biri ise “Çocuğun olunca onun protein almasını düşünüyorsun. O olmasa hayatta yemeyiz.” olur. Hâlbuki çocuk, etten nefret etmektedir. Normal günlerde kasaba gidip et alan muhalefet, hayvanın nasıl kesildiği ile ilgilenmez. Aklından geçen tek şey etin en iyi tarafından almaktır. Zaten aldığı hayvan da kesilmemiştir. Sadece eceli ile ölmüştür. O da bir leş yiyendir. O yüzden yaptığı tek şey doğanın dengesini sağlamaktır.

Kurban Bayramı geldiğinde de ortalığın kan gölüne döndüğü söylemleri ile çığırtkanlık yaparlar. Aslına bakarsanız haklılar… Genelde yedikleri et, balık, tavuk ve kuş ürünleri kansızdır. Çünkü onların damarlarında kan yerine su vardır. Hem o hayvanlar, kesilmiyor, sadece intihar ediyorlar. Hatta “İsteyerek intihar ediyorum. Ölümümden benim etimi yiyenler sorumlu değildir.” diye de not bırakıyorlar. Hal böyle olunca da sorumlu tamamen hayvan oluyor.

Balıkla dana mukayese edilir mi? Dışarıda kesimini gördüğün hayvanla görmeden kesilmiş hayvanın ölümü bir mi? Sosis, salam, sucuk ve pastırma semizotundan mı yapılıyor? Kasaptan aldığın etin daha önce yaşayan “meee” leyen veya “möö” leyen bir hayvan olduğunu bilmiyor musun? Mezbahane’de kesilen hayvanlardan kan yerine su mu akıyor? Ya da hayvan kesen kişi çok mu kibar davranıyor?

Bu konuyu da sevgili annemin bir hikâyesi ile noktalamak istiyorum. “ Zamanın birinde köyde yaşayan bir aile, kuyularından çıkan eşek mokundan dert yanıyormuş. Günler böyle geçerken, bir bakmışlar ki eşek mokunun yanında bir de insan moku var. Anne baba ve küçük kızdan oluşan aile, bu mokun kime ait olduğunu bulmakta zorluk çekmemiş. Kızlarını yanlarına çağırıp, kuyudan çıkardıkları mokları göstererek “Bak kızım! Bu mok bizim karakaçana ait diğeri ise kime ait bilmiyoruz. Bunun en iyi cevabını ise sen vereceksin.” köşeye sıkıştığını anlayan kız “Babacım, ben karakaçanla aynı suçu işlemedim. O gidip içine yapıyor. Ben ise kenarına yapıp çubukla ittiriyorum.”

Şimdi tekrar soruyorum!

Sizler, içine yapanlardan mısınız? Yoksa çubukla ittirenlerden mi?

This entry was posted on 03:38 and is filed under . You can leave a response and follow any responses to this entry through the Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom) .

9 yorum

Ben 2. gruba giriyorum gibi:))Allah 3. gruptan sakınsın bizi:))Seviyem seni çekirge,biliyem seni çekirge:))Sen beylee düşün çekirge,ben eylee düşüniim çekirge:))

Eyvallah o zaman!:))))) Çekirge bayramını kutlar ellerinden öper.

ipek ben siminya, bloğuna yaptığım temayı beğenmezsen müsait zamanda yeniden değiştiririm, görüşmek üzere iyi bayramlar ;)

Canım çok güzel olmuş. "Budur!" dediğim bir blog haline gelmiş. Ellerine sağlık.Çok teşekkür ederim. Sana da iyi bayramlar.

Offff İpek,Sayfan muhteşem olmuş:))Siminya bütün marifetini döktürmüş.Çok beğendim.

Benim yeni adresim;
http://deranderan.blogspot.com/

Evet pek çok tv kanalında kurban bayramı hayvan katliamı gibi lanse edliyor.
ve 2006 yılındaki deniz kıyısına kırmızı boya dökülüp haber yapılması olayını da unutmadım.

Sürekli kendimizi eleştirmekten başka bir şey yapmıyoruz. Her Kurban Bayramı'nda aynı muhabbetler artık sıkmaya başladı. Hayatı boyunca et yemeyen birinin sözleri ban hiç ağır gelmez ama normal şartlarda et yiyip sonra da "yazık hayvanlara!" dendiğinde tepem atıyor. Teşekkürler Orjinal Delikanlı...

Sorun kendimizle barışık bir millet olmayışımız ve aşağılık kompleksinden kurtulamamız galiba, güzel bir sınıflama gerçekten..

"Bal küpü" Belki bir gün komplekslerden arınmış olarak yaşayabiliriz! Kim bilir?

Valla yazdığıma kendim bile inanmadım.

Teşekkürler...

Yorum Gönder